Türkiye’de Yangın Güvenliğinin Yeterli Olmama Nedenleri

Türkiye’de Yangın Güvenliğinin Yeterli Olmama Nedenleri

Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç - İTÜ Makina Fakültesi


Türkiye’de Yangın Güvenliğinin Yeterli Olmama Nedenleri

Türkiye’de yapıların yangın güvenliğinin yeterli olmamasının nedenleri arasında; yapısal önlemlerin eksikliği, uygun malzemelerin kullanılmaması, algılama ve uyarı sistemleri ile söndürme sistemlerinin yeterli olmaması gibi binaya ilişkin önlemlerin yanında şehrin yol durumu, su durumu ve itfaiyenin gücü de etkili olan faktörler arasındadır. Yönetmeliklerin ve standartların eksikliği, bakım ve işletim esaslarına önem verilmemesi de yangın riskini artırmaktadır. Bunların yanında insanların kaderci yaklaşımlarının yangın sistemlerinin yeterli olmamasında önemli rolü bulunmaktadır.

 

1.Gırış

Yapıların yangın güvenliği değerlendirilirken, yapının yangın riski gözönüne alınmakta ve yangından zarar görme tehlikesine “yangın riski” denilmektedir. İlkçağdan bugüne, insan hayatında yangın riskinin yeri olmuş, her çağda yeni yangın türleri oluşmuş ve yangından zarar görme tehlikesi her geçen gün artmıştır. Günümüzde, üretim teknik ve teknolojisindeki gelişmeler, çok katlı ve çok amaçlı binalar, yeni malzemeler beraberinde yeni riskleri beraberinde getirmiştir. Türkiye’de hızlı nüfus artışı ve sanayideki gelişmelere paralel olarak, her geçen gün yangın sayısı artmaktadır. Artan yangın sayısı ile, ölüm ve yaralanmaların yanı sıra büyük miktarda hasar da oluşmaktadır. Türkiye’de yılda ortalama 90 bin civarında yangın meydana gelmektedir. Bu yangınlarda yüzlerce vatandaş yanarak ölmekte ve çok daha fazla sayıda kişi yaralanmaktadır. Bunların yanında birçok tarihi eser kül olmakta, aileler evsiz kalmakta ve çalışanlar işinden olmaktadır. Endüstri tesislerinde oluşan yangınlarda, üretim aksamakta, büyük ekonomik kayıplar oluşmaktadır. Bir yerleşim merkezinde meydana gelen yangınların sayısı ve çıkış nedeni; şehrin nüfusuna ve alt yapısına, halkın eğitim seviyesine, kişi başına tüketilen enerji miktarına ve enerji türüne bağlıdır. Kişi sayısı ve kişi başına tüketilen enerji miktarı arttıkça yangın sayısı artmaktadır. Türkiye’nin birçok yerleşim merkezinde, insan sayısı, bina sayısı, işyeri sayısı ve

tüketilen enerji miktarı artarken yangın sayısı da artmaktadır. Yangınlarda meydana gelen ölümlerin sebebi ve hasar miktarı ise, binalarda alınan yangın güvenlik önlemlerine, üretim teknik ve teknolojisine, kullanılan yakıt cinsine bağlı olarak değişmektedir. Yangınlarda yaşanan ölümlere halkın yaşama şekli de etkili olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde yalnız yaşayan yaşlıların yangından ölüm sayısı oldukça fazladır. Ülkemizde ise ölenlerin çoğunluğunu, evde yalnız bırakılan ve çoğu zaman üzerlerine kapıların kilitlendiği çocuklar oluşturmaktadır.

 

2. Yerleşim Bölgelerinin Özellikleri

Bölge yangın riski bina yangın riskinden farklıdır. Genel olarak bölge yangın riskini, yapılaşma yoğunluğu, işyeri sayıları ve girilemeyen sokakların durumu karakterize eder. Bunların her birinin etkisi farklıdır ve bölgenin topografik yapısı ve sosyoekonomik durumuna göre biri diğerinden daha önemli olabilir.

 

Yapı Yoğunluğu ve Özellikleri:

Türkiye’nin bir çok bölgesinde ticari ve sanayi binaları ile konutlar iç içe bulunmaktadır. Plansız yapılaşma yangın riskini artırmaktadır. Yangın riskine binaların sayısı kadar bina özellikleri de etkili olmaktadır. Genel olarak nüfus ile bina sayısının orantılı olduğu düşünülse de, işyerlerinin çoğunlukta olduğu bölgelerde tam bir korelasyon elde etmek mümkün değildir. Nüfusun esas alındığı incelemelerde, bazı bölgelerde gündüz nüfusu, bazılarında ise gece nüfusu etkili olduğu görülmektedir. Bina yoğunluğunun artması ile itfaiyenin binaya müdahale imkanları azalır. Bazı binalarda iki cepheden, bazılarında ise sadece bir cepheden müdahale imkanı olur ve yangının söndürülmesi zorlaşır. İşyeri sayısının fazla olduğu yerlerde bina sayısı yerine işyeri sayısının göz önüne alınması gerekir. İşyerlerinde yangın yükü fazladır. Kolay yanıcı madde ile çalışılan işyerlerinde bir yangın anında yangının genişlemesi hızlı olur. Yanıcı, parlayıcı maddelerin fazla olması ve bunların yanında tüketilen enerjinin yüksek olması, yangın çıkma ihtimalini artırır. Çok sayıda cihaz kullanılması da yangın riskini artıran bir faktördür. Yüksek binalarda yangının hızlı yayılması ve katlara ulaşım zorluluğu nedeniyle yangın önlemleri daha önemlidir. Türkiye’de yüksek yapıların sayısı her geçen gün artmaktadır. Yüksek binalarda meydana gelen yangın sayısı toplam yangın sayısına göre az olmasına rağmen ölü ve yaralı sayısı ile maddi zarar çok daha fazla olmaktadır. Türkiye’de bulunan yüksek binaların bir kısmında sadece yangın merdiveni, bir kısmında sadece algılama sistemi bulunmaktadır. Daha önce konut olarak yapılan ama sonradan büro ve iş yeri olarak kullanılan yüksek yapılarda ise hiç bir yangın güvenlik önlemi bulunmamaktadır.

 

Sokakların Durumu:

Türkiye’de büyük kentlerde araçların park ettiği, dar, dik ve merdivenli sokaklar nedeniyle bir çok sokağa itfaiye aracı girememektedir. Bu nedenle yangınlara zamanında müdahale edilemediği ve kontrolden çıktığı için hasar miktarının fazla olduğu yangınlara sık rastlanılmaktadır. Sokakların çok dar olması, yangına müdahale imkanlarını kısıtladığı gibi yangının yayılmasını da kolaylaştırmaktadır. Çok sayıda sokağa itfaiye araçları ve merdivenli itfaiye aracı giremediğinden yangın kısa sürede genişlemektedir. Sokaklar dar olduğundan, sokağın bir tarafında çıkan yangın diğer tarafa geçmektedir. Sokakların dar olmasının yanı sıra, vatandaşların yolun her iki tarafına ve özellikle köşelere park ettikleri araçlar, itfaiye araçlarının sokağa girişini engellemektedir. Birçok sokakta kurulan halk pazarları da, itfaiyenin sokağa girişini engellemektedir. Özellikle tentelerin konulduğu pazarlar oldukça yaygın ve risklidir.

 

Tarihi Yapılar:

Türkiye’de tarihi binalar olduğu gibi bırakılmakta, bir bakıma yangına terkedilmektedir. Ahşap olarak inşa edilen, zamanla mukavemetleri zayıflayan ve haşereler tarafından zarara uğratılan yapılar, yangına en çok duyarlı binalar arasında bulunmaktadır. Yangın anında bu tür binaların taşıyıcı sistemleri de zarar görmüşse, yapıyı kurtarmak çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Diğer taraftan, itfaiye ne kadar güçlü olursa olsun, yangın çıkan ahşap bir binada önceden gerekli yangın güvenlik önlemleri alınmamışsa, binanın kurtarılması mümkün olamamaktadır. Bu açıdan bakıldığında, tarihi yapılarda yangın önlemleri diğer binalara göre daha önemsenmeli ve ayrı yönetmelikler oluşturulmalıdır.

 

Su Durumu:

Yangınlarda itfaiyecinin mühimmatı sudur. Etkili söndürme özelliklerinin olması ve kolay temin edilebilmesi sebebiyle, yangınların çoğunda söndürme maddesi olarak su kullanılır. Türkiye’de, Cumhuriyet’in başlangıcından yangına ilk gidişte tankerle su götürülmektedir. Başka bir deyişle taşıma su ile yangın söndürülmeye çalışılmaktadır. Oysa taşıma su ile değirmen dönmez yangın sönmez. Avrupa ülkelerinde yaklaşık 75 m ile 200 m aralıklarla hidrant (yangın musluğu) yerleştirilmiştir ve yangın suyu bu hidrantlardan alınmaktadır. Türkiye’de yeni su boruları döşenen bazı bölgelerde de yaklaşık 150 m aralıklarla hidrant yerleştirilmektedir. Türkiye’de yangınların çabuk söndürülebilmesi için yerleşim bölgelerindeki yangın hidrantlarının sayısı artırılmalıdır.

 

Deprem Sonrası Yangınlar:

Türkiye’nin büyük bölümü birinci derece deprem bölgesi içinde yer almaktadır. Binaların depreme dayanıklı olduğu ülkelerde meydana gelen depremlerde, zararın büyük olmasının nedenlerinin başında deprem sonrası oluşan yangınlar gelmektedir. Deprem sonrasında, yanıcı malzemelerin bulunduğu depolarda tutuşmalar, boru hatlarında kırılmalar, elektrik hatlarında kısa devreler, açık alevli mum, şömine, su ısıtıcısı gibi cihazların devrilmeleri nedeniyle yangınlar çıkmaktadır.

Yangına müdahale ekiplerinin çıkan ilk yangınlarda uzun süre meşgul olmaları ve kısa süre zarfında olay yerine ulaşma konusunda başarısız kalmaları, yangının başka alanlara sirayet ederek genişlemesine neden olmaktadır. Türkiye’de depremlerde meydana gelen yangın sayısının az olmasının birinci nedeni, son yıllarda büyük depremlerin olduğu bölgelerdeki yapıların çoğunluğunun betonarme, toprak veya taş binalar olması ve bu yapıların deprem sırasında tamamen çökerek yangın kaynaklarını kapatarak, çıkardığı tozların ortamdaki oksijeni uzaklaştırmasıdır. İkinci nedeni ise, yine büyük depremlerin meydana geldiği saatlerdir. İstanbul’da meydana gelecek 7.5 şiddetindeki bir depremde, kış aylarında yemek saatlerinde gerçekleşmesi durumunda 2000’den fazla yangının meydana gelme ihtimali bulunmaktadır. Bu sayıya, büyük sanayi kuruluşlarında meydana gelecek yangın sayısı dahil edilmemiştir. Yapılan çalışmalara göre, deprem sonrasında meydana gelen yangınlar daha çok sanayi tesislerinde, ahşap ve ticari binalarda meydana gelmektedir. Türkiye’de büyük şehirlerde doğalgaz kullanımının artması depremlerde yangın sayısını artıracaktır. Bir depremde gecekondu mahallelerinde yıkılan bina sayısı fazla olacak, sanayi ve ticaret merkezi olan kısımda ve ahşap binaların olduğu bölümlerdeki esas zararlar yangın nedeniyle meydana gelecektir.

 

3. İtfaiye Teknik Gücü ve Eğitim Seviyesi

İtfaiyelerin iyilik derecesi yüksek olması, yangınlarda meydana gelen zarar miktarını azaltır. Yangın olduğu yer, itfaiyeye yakın ve itfaiye güçlü ise zarar az olur. Bunun bilincinde olan batı ülkelerindeki yerel yöneticiler, itfaiyenin güçlenmesi konusunda büyük çaba harcamıştır. Genel olarak, itfaiyenin bölgeye uzaklığı, itfaiye istasyonun gücü, bölgedeki su durumu yangına müdahalede ve söndürülmesinde büyük rol oynamaktadır. Ülkemizde bazı bölgelerde itfaiye çok uzakta, bazı bölgelerdeki itfaiyeler ise yetersizdir vebirçok bölgede de hidrant sistemi bulunmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde itfaiye istasyonları çok riski bölgelere 3 dakikada, riskli bölgelere 5 dakikada ulaşabilecek şekilde konumlandırılmaktadır. Yerleşim yerlerinde yaklaşık olarak her 100 bin kişi için en az bir itfaiye istasyonu, riskli bölgeler için ise genellikle her 50 bin kişi için bir istasyon yapılmaktadır. İtfaiyeci sayısı bakımından, büyük kentlerdeki dünya ortalaması, her 1000 kişi için yaklaşık 1 itfaiyecidir. Türkiye’de hiçbir kentte itfaiyeci sayısı dünya ortalamasına yaklaşmamakta çok altında kalmaktadır. Oysa, çarpık yapılaşması, sokakların darlığı ve dikliği, su problemi, trafik sorunu ve park eden araçlar göz önüne alındığında, personel ve araç sayısının Avrupa kentlerindeki sayıların çok daha üzerinde olması gerekmektedir. Ülkemizde şehrin yoğun araç trafiği, cadde ve sokaklardaki alt yapı çalışmaları, gelişigüzel araç park edilmesi nedeniyle, yangın mahalline normal süre içinde ulaşılamamakta ve bazen geç müdahale edilmektedir. Bölgenin riski göz önüne alınırken, itfaiyenin uzaklığının önemli bir faktör olarak ele alınması ve itfaiyelerin güçlendirilmesi yangından zarar görme riskini azaltacaktır.

 

4. Yönetmelik ve Standartların Yetersizliği

Yangın tehlikesini mümkün olduğunca aza indirmek ve yangına çabuk müdahale etmek için daha binaların tasarımı döneminde bir dizi tedbir düşünmek, inşaat döneminde uygulamak ve işletme döneminde işlerliğini sağlamak gerekir. Bunları sağlamak için de ülke genelinde yürürlükte olan yol gösterici ve zorlayıcı yönetmeliklere ihtiyaç vardır. Ülkemizde, yakın geçmişe kadar, yangın denildiğinde hep itfaiye ve itfaiye denildiğinde söndürme akla gelmiştir. İtfaiye dışında, önlem ve eğitim hep ikinci planda tutulmuştur. Binalarda bulundurulması gereken yangın önleme, algılama ve söndürme sistemleri ve halkın eğitilmesi hemen hemen hiç düşünülmemiştir. Günümüzde “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” olmasına rağmen çok yenidir. Yeni olduğu için de sadece yeni binalar için uygulanmakta hatta tam olarak uygulanmamaktadır. Yönetmeliklerde yer alan birçok hususun pratikte uygulanmadığı görülmüştür. Kuşkusuz çok sayıda yönetmelik veya standart çıkarılsa bile uygulanmadıkça bir işe yaramayacaktır. Tasarım için standartlar, kodlar, el kitapları gereklidir. Mevcut yayınların içeriğinde yangın sistemlerinin nasıl tasarlanması gerektiği hakkında henüz yeterli bilgi yoktur. Yağmurlama sistemleri için bir standart bulunmakta ama diğer sistemler için standartlar bulunmamaktadır. Bazı tasarımcılar Amerika veya Avrupa normlarını, esas alarak uygun tasarımlar yaparken büyük çoğunluk daha önce öğrendiği hatalı uygulamalara devam etmektedir. Diğer taraftan bir yangın sistemi çok iyi tasarlansa bile, doğru uygulanmadıkça bir önemi yoktur. Uygulama konusunda da el kitapları yetersiz, yeteri kadar tecrübeli teknik eleman sayısı az. İyi olanlar olmakla birlikte, yanlış uygulamalar yapanlar daha fazla. Uygulamada kaliteli elemanların yetişmesi için düzenlenen kursların sayısı yetersiz. Sistemler test edilmedikleri müddetçe çalışıp çalışmadıkları bilinemez. Diğer süreçlerde olduğu gibi sistemlerin test esasları da yeterince belirli değildir. Türkiye’de bir yangın önleme sistemi kurulduğu zaman, bu tesisatın uzun yıllar hatta ömür boyu özelliğini korunacağı düşünülüyor ve sistemlerin bakımları yapılmıyor. Bir sistem ne kadar iyi olursa olsun bakımı yapılmadıkça belli bir süre sonra fonksiyonunu yerine getiremez. Sistemin sürekli bakımını yapılmazsa sistem belirli bir süre sonra özelliğini kaybeder. Maalesef Türkiye’de en önemli konulardan biri bakım konusu olup bir sistem yapıldığında o sistemin ömür boyu aynı şekilde kalacağı ve çalışacağı zannedilmektedir. Oysa her sistem için farklı işletim esasları bulunmaktadır, bazı sistemlerin hafta bir, bazı sistemlerin altı ayda bir, bazı sistemlerin yıllık kontrollerinin, testlerinin yapılması lazım. Bir kez test yapılması yeterli olmaz, bu testlerin sürekli yapılması ve sistemin sürdürülebilir olmasının sağlanması gerekir. Sistemlerin bakım ve işletmesinin en zayıf olduğu kurumlar kamu kurumlarının binalarıdır. Bunun birinci nedeni, daha binaların yapımı aşamasında yeterli kontrol sağlanmadığı için sistemlerin uygulanmasının sağlıklı yapılmamasıdır. İkincisi nedeni ise işletme aşamasında yeterli sayıda kalifiye eleman bulundurulmaması, bakım esasları ve sözleşmelerinin olmamasıdır. Kamu kurumları aslında örnek olması gerekirken, ne yazık ki tesisatların en zayıf olduğu kesim kamu binaları olarak görülmektedir.

 

5. İşletim ve Denetim Yetersizliği

Türkiye’de insanların çoğunluğu “kaderci” bir anlayışa sahiptir ve her şeyi Allah’a emanet ederler. Bu zihniyet, yangın önlemlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bir şey olmaz mantığının oluşturduğu tedbirsizlik riski artırmaktadır. Yangın için yapılan yatırımların geri dönüşü olmaması yangın güvenliğin yetersiz kalmasında başka bir etkenidir. Yangınla ne zaman karşılaşılacağı ve olup olmayacağının belli olmaması nedeniyle, yatırımcılar tarafından yangın önlemleri ölü bir yatırım olarak görülmektedir. Yaptırım olmadığı takdirde kimse yangın sistemlerin yaptırmak istememektedir. Çok az sayıda mimar ve işveren can güvenliği konusunu öne çıkarmasına rağmen işverenlerin çoğu, bu konuyu dikkate almamaktadır. Yönetmeliğe uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar ağırlaştırılmalıdır. Yangın güvenliğinin sağlanmasından eğitimin rolü de büyüktür. Halkın eğitimine ilkokullardan itibaren başlanmış ve konunun önemi anlatılmış olsa, konuya yaklaşımları daha farklı olacaktır. Koruma ve emniyet görevlilerinin yangına nasıl müdahale edecekleri öğretilirse yangının genişlemeden söndürülebilir. Nitekim, gelişmiş ülkelerde yangın eğitimine ilkokullarda başlanmakta, tatbikatlarda ve denetimlerle yangın bilinci sağlanmaktadır. Türkiye’de yangın güvenliği konusunda önemli eksikliklerden biri de denetimlerinin yeterli olmamasıdır. Gelişmiş ülkelerde yangın sigortası zorunlu olduğundan ve yangın zararı sigorta şirketleri tarafından karşıladığından, denetimler resmi kurumlardan tarafından yapılırken kontroller sigorta şirketleri tarafından yapılmaktadır. Türkiye’de kontrol ve denetimler ile ilgili yönetmelikler ve esaslar hazırlanmalı, kontrol ve eğitim yapacak kişilerin eğitilmesi sağlanmasıdır.

 

6. Sonuç

Bir kentin yangın güvenliği; binalarda alınan önlemlere, kentin yol, su gibi alt yapısına, itfaiyenin teknik gücüne ve eğitim seviyesine bağlıdır. İnsanların yangın önlemleri konusundaki duyarlılığı da yangın önlemlerini etkilemektedir. Türkiye’deki yapılarda yangın güvenliğinin yeterli olmamasının başta gelen nedeni; yapısal önlemlerin eksikliği, uygun malzemelerin kullanılmamasıdır. Algılama ve uyarı sistemleri ile söndürme sistemlerinin eksikliği yanında itfaiyenin teknik gücünün ve eğitim seviyesi de bütün kentlerde istenilen düzeyde değildir. Çarpık yapılaşma sonucu ticari ve sanayi kuruluşlarının iç içe oluşması, yönetmeliklerin ve standartların yeterli olmaması, bakım ve işletim esaslarına önem verilmemesi yangın riskini artırmaktadır. Girilemeyen sokaklar, yoğun trafik, tarihi ve ahşap yapıların çokluğu, yüksek yapıların artması, ticaret ve sanayi kuruluşları ile konutların bir arada bulunması, ormanlık alanların yakınlığı, itfaiyenin eğitim ve teknik seviyesinin dünya standartlarının altında olması gibi birçok faktör nedeniyle Türkiye’de yangın güvenliği yeterli seviyede değildir.

 

"yangin.org.tr'den alıntıdır."